Kamuda büyüyen eşitsizlik; Aynı işi yapıyorlar, aynı haktan yararlanamıyorlar

Kamu kurumlarında aynı ya da benzer görevleri yürüten memur ve sözleşmeli personel arasında, özellikle izin hakları bakımından ortaya çıkan farklı uygulamalar, çalışma barışı ve aile yaşamı açısından yeni bir tartışmayı gündeme taşıyor.

GÜNDEM Yayın: 21 Nisan 2026 - Salı - Güncelleme: 21.04.2026 22:19:00
Editör -
Okuma Süresi: 6 dk.
29 okunma
Google News

Kamu kurum ve kuruluşlarında idari iş ve işlemler, büyük ölçüde memur ve sözleşmeli personel eliyle yürütülüyor. Ancak aynı ya da benzer görevi yerine getiren bu iki personel grubunun farklı mevzuata tabi olması, uygulamada önemli hak farklılıklarını beraberinde getiriyor.

 

Memurlar, doğrudan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabi olarak çalışıyor. Sözleşmeli personelin çalışma usul ve esasları ise Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar çerçevesinde düzenleniyor.Öğretmen Atama Duyuruları

Farklı mevzuat kurum içi dengeyi de etkiliyor

 

Aynı hizmeti sunan personelin farklı kurallara tabi olması, yalnızca bireysel hak ve yükümlülükler açısından sonuç doğurmuyor. Bu durum, kurum içi denge, çalışan motivasyonu ve iş barışı bakımından da dikkat çeken sorunlara yol açıyor.

 

Özellikle sosyal ve özlük haklarında ortaya çıkan dengesizliklerin, kamu personel sistemi içinde görünmeyen ancak giderek derinleşen bir eşitsizlik alanı oluşturduğu vurgulanıyor. Bu eşitsizliklerin aile yaşamına doğrudan yansıyan sonuçlar doğurduğu da belirtiliyor.

Refakat izninde memur ve sözleşmeli personel arasında fark var

 

Bu hak farklılıklarının en somut örneklerinden biri refakat izni uygulamasında ortaya çıkıyor. 657 sayılı Kanun’un 105’inci maddesi uyarınca memura, bakmakla yükümlü olduğu ya da refakat etmediği takdirde hayati tehlike doğacak derecede yakınının ağır kaza geçirmesi veya uzun süreli hastalığı halinde, sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi şartıyla 3 aya kadar aylıklı refakat izni verilebiliyor.

 

Gerekli görülmesi halinde bu sürenin bir katına kadar uzatılması mümkün oluyor. Böylece memurlar için toplam refakat izni süresi 6 aya kadar çıkabiliyor.

Sözleşmeli personelde refakat izni daha sınırlı uygulanıyor

 

Sözleşmeli personel için refakat izni hakkı, Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar’ın 9’uncu maddesinde düzenleniyor. Ancak burada izin süresi en fazla 3 ay ile sınırlı tutuluyor.

 

Bu nedenle memurlar için tanınan uzatma imkanı, sözleşmeli personel açısından aynı şekilde uygulanamıyor. Aynı nitelikte kamu hizmeti sunan iki çalışan grubu arasında, refakat izninin süresi bakımından açık bir fark oluşuyor.

Aylıksız refakat izni sadece memura tanınıyor

 

Hak dengesizliğinin dikkat çeken bir diğer boyutu ise aylıksız refakat izni konusunda görülüyor. 657 sayılı Kanun’un 108’inci maddesinin (A) fıkrası uyarınca memura, aylıklı refakat izninin bitiminden itibaren 18 aya kadar aylıksız refakat izni verilebiliyor.

 

Ancak aynı hak, sözleşmeli personel için ilgili esaslarda düzenlenmediği için kullanılamıyor. Böylece ağır sağlık sorunları ve ailevi zorunluluklar karşısında sözleşmeli personel daha sınırlı bir hak alanıyla karşı karşıya kalıyor.

Doğum sonrası yarım gün çalışma hakkı da eşit uygulanmıyor

 

Benzer bir farklılık, doğum sonrası çalışma rejiminde de ortaya çıkıyor. 657 sayılı Kanun’un 104’üncü maddesinin (F) fıkrası uyarınca memurlara, analık izni süresinin bitiminden itibaren başlamak üzere doğum sayısına bağlı olarak 2, 4 veya 6 ay yarım gün çalışma hakkı tanınıyor.

 

Ancak bu düzenleme sözleşmeli personel açısından aynı şekilde uygulanmıyor. Çünkü bu hak, ilgili esaslara yansıtılmadığı için sözleşmeli personel doğum sonrası yarım gün çalışma imkanından yararlanamıyor.

Hak farkı aile yaşamına da yansıyor

 

Memur ve sözleşmeli personel arasında ortaya çıkan bu farklılıklar, yalnızca teknik mevzuat ayrımı olarak değerlendirilmiyor. Özellikle izin hakları gibi aile yaşamını doğrudan etkileyen konularda yaşanan eşitsizliklerin, çalışanlar açısından ciddi mağduriyetlere yol açtığı ifade ediliyor.

 

Bu durumun, aynı kurum içinde benzer işi yapan çalışanlar arasında motivasyon kaybına ve çalışma barışının bozulmasına neden olduğu belirtiliyor. Hak dengesizliğinin uzun vadede kamu hizmetinin niteliğini de etkileyebileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Sözleşmeli personel modeli büyüdükçe sorun da derinleşiyor

 

Kamu istihdam politikalarında son yıllarda sözleşmeli personel modeline daha fazla ağırlık verilmesi, bu tartışmayı daha önemli hale getiriyor. Sözleşmeli personel sayısı arttıkça, hak farklılıklarının etkisinin de daha görünür hale geleceği ifade ediliyor.

 

Bu nedenle mevcut eşitsizliklerin yalnızca bireysel bir sorun değil, kamu yönetimi açısından yapısal bir mesele olduğu vurgulanıyor. Aynı hizmeti sunan çalışanlar arasındaki hak farkının, önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılması bekleniyor.

Düzenleme çağrısı izin haklarında yoğunlaşıyor

 

Metinde öne çıkan temel talep, memur ve sözleşmeli personel arasında özellikle izin hakları başta olmak üzere mevzuat uyumlaştırmasına gidilmesi yönünde oluyor. Hakların eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

 

Bu yaklaşımın yalnızca çalışanların bireysel haklarını korumak için değil, idarenin bütünlüğü, aile yaşamının desteklenmesi ve hizmetin sürekliliği açısından da önem taşıdığı ifade ediliyor.

Kamu personel rejiminde bütüncül değerlendirme çağrısı yapılıyor

 

Sonuç olarak, aynı ya da benzer görevleri yerine getiren memur ve sözleşmeli personel arasında sosyal ve özlük haklar bakımından ortaya çıkan farkların giderilmesi gerektiği dile getiriliyor. Özellikle izin haklarındaki eşitsizliklerin yeni düzenlemelerle ortadan kaldırılması isteniyor.

 

Bu doğrultuda, kamu personel rejiminin eşitlik, hakkaniyet ve çalışma barışı ilkeleri çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınmasının, hem çalışan memnuniyetine hem de kamu hizmetlerinin etkinliğine katkı sağlayacağı değerlendiriliyor.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.